24 Nisan 2011 Pazar
End.Tas'ta Bir Katil Cenin. Vol.1
Sevgili Büllük;
Ay em dı çömçöm end tas.
Künye:
adı-cenin
baba adı- tolga
dede adı - sake
kardeş adı- furk
Beni nuref reis desem tanırsın belkim. Şöyle ki ben bu end tas'a gelmeden önce masum hanım hanımcık bir yavrucaktım. Olan bana oldu büllük anlıyor musun!!? Benim assskerliğimi yaktılar. Kâh küçük mücahit, kâh sezercik oldum ben 7 ay boyunca. Bir insan küçük gösteriyor diye, bir insan çabuk sinirleniyor diye, ... bir insan selahattin diye bu kadar üstüne şaka yapmak ucuzluktur.
Ama bana muhtaç olacaklarını biliyordum! Bir gün diyordum! Olacak!
O gün geldi çattı. Serin bir nisan akşamı sedef telaş içinde zaten tüm gün açık olan feysbuk çet onlayndan "nuref naber" dedi. Daha bu ilk cümlesinde anlamıştım bana muhtaç olduğunu o durup dururken bir cenine, bir ergene "nağber" diye samimi giriş yapacak biri değildi. Kulaklarımda çalmaya başlayan Darth Wader müziği heyecanımı daha da perçinlemişti. (kapıldım gidiyorum intikam rüzgarına o ara öyle böyle değil) Tamam lan Star Wars açıktı fonda onu izliyordum o ara...
Velhasıl kelam Sedef'e kayıtsız bir "iyidir senden" dedim aslında bana muhtaç olduğunu biliyordum ama yolunu yapıyordum işte piçlik değil mi. "iyi ya şey ben bi postta etiketlemek istiyorum sizi..." dediği anda bu kıvranışı izlemek istemediğimi anladım ben onlar gibi olamazdım. Özümde iyi biriydim ben! Kaldı ki Sake dedeyle yeterince rezil olmuşlardı statuslerinde düşene bir tekme de ben mi vursaydım ha!!?
Daha cümlesini tamamlamadan cevabı yapıştırdım. Çünkü fondaki müzik bitmişti amk. bütün aldığım gaz uçtu gitti!!... Ben neeeeeeyyleyiiiiim öyle intikamıığ. hastaneeeeğ!
etli bütlü: olimpiyakos'un yolları daştan beybi görüşeceeğz..
23 Nisan 2011 Cumartesi
Gülme Komşuna. (Kuru, Sedef, Serhat)
Sinemaya girerken Deniz'in "oturaydık" repliğiyle başlayan uğursuz bir gündü. Film çok güzeldi fakat lahmacun içler acısıydı. İç acıları toplamı git gide artan bugünün en dramatik anları henüz başlamamıştı..
Sinemadan çıkınca birkaç Rango esprisi, ve "kuru canım?" replikli Kuru'nun kendini savunma psikolojisi taklidi yapıldı ve Cevo'nun alt katındaki bonnink ve eğlence alanına inildi. Orda bir müddet Şebnem'in oklarından kaçarak dart oynamaya çalıştık. Tam gideceğimiz sırada Sedef'ten çamaşır makinesine atılmış köpek sesi duyduk. Beli tutulmuştu.
İlk başlarda Şebnem'in oklarından korunmak için savunma psikolojisiyle kendini dondurduğunu düşünüp "kuru canım?"lı espriler yaptık. Sedef'in kuyruğunu da bırakmaması için hastaneye doğru yola çıktık.
Fakat Kuru'ya gülüp donan Sedef'ten ders almayan Serhat bu sefer Sedef'e gülüyordu. Artık Şişli Etfal'de "sıhıyeee" seslerinin arasında donmuş gıda kıvamındaki Sedef'le fotoğraf çektiren liselilerdik. Hatta "heralde ünlü biri" şeklinde düşünen birkaç yaralı da gelip fotoğraf çektirmek istedi. "Sanatçı şu an yorgun" deyip geri çevirdik.
Bu sırada Çamaşır Makinesine Atılmış Sedef bağırmaya devam ediyordu. Bir şeylere itiraz ettiğini anladığımız kısıtlı hareket kabiliyetiyle "yii hiiciim iini iiilmik istimiyirim yiii ivi gitirin biniii" diyordu. Daha fazla hastane ahalisini Sedef'e maruz bırakmamak için taksilere binip evlere dağıldık. Zira hastanedekiler gerekli miktarda mağdurdu zaten.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Kuru'ya gülmesi başına geçen Sedef'e gülen Serhat'ın da başına geçecekler vardı.
Önce bir "aaah!" işittikten sonra Serhatı holde yuvarlanırken gördük. Hol biraz küçük olduğundan en fazla iki tur dönüp sonra ters yöne iki tur atıyordu. Serhat evle girdiği bir münakaşa sonucunda elini, kendiyle raf arasına sıkıştırmıştı. Ama ev henüz işini bitirmemişti.
Biz Serhat'a bir müddet güldükten sora Serhat salona geçti. O sıra bir gürültü daha geldi ve arkasından bir "ahh!" daha. Salona gittiğimizde Serhat (afedersiniz) kıçını tutmuş yerde yatıyordu. Ayakta duransa kırılmasına rağmen mağrur olan sandalyeydi.
Serhat'a ani bir hareket yapma dur. Dedikten sonra bir iki fotoğrafını çekip güldük. Sonra dağıldık. O kara gün böylece son bulurken, artık alınacak birer dersimiz vardı:
Neyse ki kader Serhat'ı komşu statüsüne koymamış, biz Serhat'a gülenler hala başımıza bir iş gelmedi.
Sinemadan çıkınca birkaç Rango esprisi, ve "kuru canım?" replikli Kuru'nun kendini savunma psikolojisi taklidi yapıldı ve Cevo'nun alt katındaki bonnink ve eğlence alanına inildi. Orda bir müddet Şebnem'in oklarından kaçarak dart oynamaya çalıştık. Tam gideceğimiz sırada Sedef'ten çamaşır makinesine atılmış köpek sesi duyduk. Beli tutulmuştu.
İlk başlarda Şebnem'in oklarından korunmak için savunma psikolojisiyle kendini dondurduğunu düşünüp "kuru canım?"lı espriler yaptık. Sedef'in kuyruğunu da bırakmaması için hastaneye doğru yola çıktık.
Fakat Kuru'ya gülüp donan Sedef'ten ders almayan Serhat bu sefer Sedef'e gülüyordu. Artık Şişli Etfal'de "sıhıyeee" seslerinin arasında donmuş gıda kıvamındaki Sedef'le fotoğraf çektiren liselilerdik. Hatta "heralde ünlü biri" şeklinde düşünen birkaç yaralı da gelip fotoğraf çektirmek istedi. "Sanatçı şu an yorgun" deyip geri çevirdik.
Bu sırada Çamaşır Makinesine Atılmış Sedef bağırmaya devam ediyordu. Bir şeylere itiraz ettiğini anladığımız kısıtlı hareket kabiliyetiyle "yii hiiciim iini iiilmik istimiyirim yiii ivi gitirin biniii" diyordu. Daha fazla hastane ahalisini Sedef'e maruz bırakmamak için taksilere binip evlere dağıldık. Zira hastanedekiler gerekli miktarda mağdurdu zaten.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Kuru'ya gülmesi başına geçen Sedef'e gülen Serhat'ın da başına geçecekler vardı.
Önce bir "aaah!" işittikten sonra Serhatı holde yuvarlanırken gördük. Hol biraz küçük olduğundan en fazla iki tur dönüp sonra ters yöne iki tur atıyordu. Serhat evle girdiği bir münakaşa sonucunda elini, kendiyle raf arasına sıkıştırmıştı. Ama ev henüz işini bitirmemişti.
Biz Serhat'a bir müddet güldükten sora Serhat salona geçti. O sıra bir gürültü daha geldi ve arkasından bir "ahh!" daha. Salona gittiğimizde Serhat (afedersiniz) kıçını tutmuş yerde yatıyordu. Ayakta duransa kırılmasına rağmen mağrur olan sandalyeydi.
Serhat'a ani bir hareket yapma dur. Dedikten sonra bir iki fotoğrafını çekip güldük. Sonra dağıldık. O kara gün böylece son bulurken, artık alınacak birer dersimiz vardı:
Neyse ki kader Serhat'ı komşu statüsüne koymamış, biz Serhat'a gülenler hala başımıza bir iş gelmedi.
Tansu Çiller Psikozu
Bir dönem Tansu Çiller'in liderliğine maruz kalmış bir neslin çocuklarıyız. Dil sürçmesi dyp'nin şanındandır. Bizimki genelde ağız alışkanlığı. Lisede iddaa ve pes çılgınlığı dönemlerimizde de hep bu minvalde muhabbetler dönerdi aramızda. Şimdi ben o yüzlerce iddaa denememden sadece birini tutturmuş biri olarak o kulvarda yer almıyorum ama Pes hala hayatımızın bir parçası.
Tabi bütün bu futbol muhabbetinin en renkli siması Sedef oldu. (13-1'i unutma..) Bir de Deniz. Atılan bütün 'en güzel' goller Deniz'in kalesinedir.
Deniz demişken EndTas ahalisi. Onu biraz tanıtayım. Özet geçiyorum: 4 girişinde entas olmadı her seferinde farklı bölümde bazen farklı bir okulda çıktı karşımıza. 5.denemesinde de 100 almasına rağmen giremeyeyeyazdı ki burda İlahi bir güç devreye girdi. O da şimdi bizim bi parçamız.
Şimdi biz bööyle futbol ile içiçe olunca aklımız da, dilimiz de kayıyor tabi sık sık. "Ankaragücüme gidiyor böyle yaşamak" ile başlayan lugatımıza, "ricardo carvalho korkmaz mısın, cena betis, puyol yol değil, owen da geçsin, benzema'z kimse sana, xabi içine alonso, ak akçe karagounis'indir, victor baldes, lassana diyarraam('la sana diyorum' tadında), alan razı materazzi, ayaklarım busquets'i, ne forlan?!?" gibi deyimler ve ingilizceden direk çeviri tezahüratlar eklendi. E bu kadar alışan dil sürçüyor tabi bir süre sonra.
Hiç unutmam demeyecem derken dediğim Tonguç'u. Bir de ergonomiye hızımı alamayıp tasarı geometri'nin de hüznüyle "ergonometri" demiştim. Bunları bahsi geçti hep aramızda. Geçen gece evde otururken Deniz corn flakes'e civcivli bil dil sürçtürttürdü. Böyle şeylere gülecek yaşı geçtik hepimiz. Hepimiz eşşek kadar insanlarız. Ama dikkat ettim bu ara artarak sürüyor dil sürçmeleri.
Son olarak demeden edemeyeceğim, asıl demek istediğim, tarihe bu da not düşülmeli mutlaka; Sakin bu ara fazlaca iddaa oynuyor, hakeza Pes'de oynuyor. Kafası da orda belli ki geçen akşam "abi olimpiyakos ne zaman.." dedi. Sonra anladık ki Olimpos demek istiyormuş.
Yaşlılığına verdik. Sonra hadi yaş şakası yapmayalım artık dedik geri aldık.
Tabi bütün bu futbol muhabbetinin en renkli siması Sedef oldu. (13-1'i unutma..) Bir de Deniz. Atılan bütün 'en güzel' goller Deniz'in kalesinedir.
Deniz demişken EndTas ahalisi. Onu biraz tanıtayım. Özet geçiyorum: 4 girişinde entas olmadı her seferinde farklı bölümde bazen farklı bir okulda çıktı karşımıza. 5.denemesinde de 100 almasına rağmen giremeyeyeyazdı ki burda İlahi bir güç devreye girdi. O da şimdi bizim bi parçamız.
Şimdi biz bööyle futbol ile içiçe olunca aklımız da, dilimiz de kayıyor tabi sık sık. "Ankaragücüme gidiyor böyle yaşamak" ile başlayan lugatımıza, "ricardo carvalho korkmaz mısın, cena betis, puyol yol değil, owen da geçsin, benzema'z kimse sana, xabi içine alonso, ak akçe karagounis'indir, victor baldes, lassana diyarraam('la sana diyorum' tadında), alan razı materazzi, ayaklarım busquets'i, ne forlan?!?" gibi deyimler ve ingilizceden direk çeviri tezahüratlar eklendi. E bu kadar alışan dil sürçüyor tabi bir süre sonra.
Hiç unutmam demeyecem derken dediğim Tonguç'u. Bir de ergonomiye hızımı alamayıp tasarı geometri'nin de hüznüyle "ergonometri" demiştim. Bunları bahsi geçti hep aramızda. Geçen gece evde otururken Deniz corn flakes'e civcivli bil dil sürçtürttürdü. Böyle şeylere gülecek yaşı geçtik hepimiz. Hepimiz eşşek kadar insanlarız. Ama dikkat ettim bu ara artarak sürüyor dil sürçmeleri.
Son olarak demeden edemeyeceğim, asıl demek istediğim, tarihe bu da not düşülmeli mutlaka; Sakin bu ara fazlaca iddaa oynuyor, hakeza Pes'de oynuyor. Kafası da orda belli ki geçen akşam "abi olimpiyakos ne zaman.." dedi. Sonra anladık ki Olimpos demek istiyormuş.
Yaşlılığına verdik. Sonra hadi yaş şakası yapmayalım artık dedik geri aldık.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
